skip to Main Content
Defansif Tıp, Hekimleri Malpraktis İddialarından Korur Mu?

Defansif Tıp, Hekimleri Malpraktis İddialarından Korur mu?

Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde, “defansif tıp” (DT) kavramı tıbbi, hukuki ve etik yönleriyle sıkça konuşulur hale geldi. Suçlayıcı kültürün bir ürünü olarak ortaya çıkan DT’nin ana sebebi, hekimlerin kendilerini malpraktis davalarından koruma refleksi.

Çekinik tıp, savunma tıbbı olarak da anılan bu uygulamalar; tıbbi bir gereklilik olmaksızın hastalardan ek test ve konsültasyonlar istenmesi gibi güvence davranışlarıyla ortaya çıktığında pozitif DT söz konusuyken; hekimlerin yüksek riskli hastalardan kaçınma davranışları da negatif DT olarak adlandırılmakta.

Pozitif DT’de hekimin kendi hukuki güvenliğini hastasının menfaatlerine üstün tutuyor olması; meslek etiği yönünden eleştirilere maruz kalmakta. Fazladan uygulanan görüntüleme tekniklerinin getireceği fayda/zarar ile maliyet artışının, defansif tıp uygulamalarının daha fazla görüldüğü Batı ülkelerindeki sağlık harcamalarını ciddi olarak arttığı yönünde raporlar mevcut.

Negatif DT’de ise; yaşamsal riske sahip hastalardan, komplikasyon ihtimali yüksek tedavi yöntemlerinden, gergin ve dava etme ihtimali bulunan hastalardan kaçınma, doğum gibi tıbbi girişimleri gerçekleştirmeyi bırakma, hastayı bir başka sağlık kurumuna sevk etme gibi uygulamalar söz konusu.

Sonuçta ister pozitif isterse negatif DT neticesinde, hastada bir zarar ortaya çıktığında; hekimler malpraktis iddiası ile hukuki ve cezai açıdan sorumlu tutulabilirler. defansif tıp, sağlık hizmetleri sunumunda suçlayıcı kültürden bir an önce hasta güvenliği kültürüne geçiş ile aşılabilecek bir sorun.

Ancak, günümüzde maddi-manevi ağır yaptırımlara ve sözel-fiziksel şiddete maruz kalan hekim arkadaşlarımın DT yönelimlerini şahsen çok da haksız bulmuyorum. Tıp Fakültesi mezunu genç arkadaşlarımızın TUS’ta branş tercihleri de bence defansif tıbbın çok net bir göstergesi. TUS İlkbahar 2018 Değerlendirme Raporu Kasım 2018’de yayımlandı (1). Yerleştirme yapılan uzmanlık alanlarına göre dağılım incelendiğinde, ilk üç sırayı dermatoloji, plastik ve rekonstrüktif cerrahi ile radyoloji alırken; bundan 20-30 yıl öncesinde en yüksek puanlarla girilen pediatri, kadın-doğum ve diğer cerrahi branşlarının en alt sıralara yerleştiği görülüyor. Sonuç olarak gençlerin, mümkün olduğunca malpraktis riskinin daha düşük olduğu uzmanlık dallarında hekimlik yapmak istediklerini söylemek yanlış olmayacak kanaatindeyim.

Hepinize iyi çalışmalar dilerim.

(1)https://dokuman.osym.gov.tr/pdfdokuman/2018/GENEL/tusilkbahardegraporweb13112018.pdf

Dr. Serhan Çolakoğlu

 

 

 

Back To Top
×Close search
Ara